Facebook Twitter Gplus RSS
magnify
Home Haberler Polis’in yeni keşfi -yargilaniyoruz.org (Makale)

Polis’in yeni keşfi -yargilaniyoruz.org (Makale)

Published on 03/01/2013 in Haberler, Makaleler

 makale

 

 

 

 

 

Hukuk, kapitalist devletin elinde donanımlı bir araçtır. Özellikle de sömürge tipi faşizmin hüküm sürdüğü ülkelerde, faşizm kendini açık etmeye gerek duymadığında yasaların kamuflajına sığınır; zulmü, sömürüyü, baskıyı ya varolan yasaların kulpuna sığdırır, ya da yasaları değiştirerek yapılanları yasal kılar. Yaşadığımız bu dönemin demokrasi illüzyonu içerisinde yasal olanla meşru olanın aynı şey sayılmasından faydalanan devlet, kolluk kuvvetlerini üzerimize yollar; tüm yasallığıyla ensemize basar.

Tabii ki bu, biz ezilenler için hukukun asla bir araç olamayacağı anlamına gelmez. Mevcut yasal düzenlemeler elbette ki bizlerin onları kabullenebilmemiz için bize bir takım haklar sunmaktadır, ve bu haklar devletin ve polisinin vatandaşlarına karşı yapabileceklerini kısıtlamaktadır.

Bu bağlamda ilk olarak belediye emekçilerine okunan davalardan bazılarını sizlerle paylaşmak ve bu çetrefilli baskı aracını birlikte anlamaya çalışmak istedik… Öncelikle bugüne kadar okunan çeşitli davaların ne olduğuna bakalım: “Ayaklanma”, “Yasa Dışı Toplantı”, “Kasti Hasar”, “Mülke Tecavüz”, “Darp”, “Polisi Görevinden Men”, “Yolları Kirletme”, “Rahatsızlık” ve “Uygunsuz Tavır ve Hareket”

Bu maddelerin arasından en çok “yasa dışı toplantı” ve “ayaklanma” göze batıyor… Muhtemelen İngilizlerden sonra kimse tarafından kullanılmamış bu suçları kim tozlu

raflardan indirdi, eylemcileri yargılamak için “polisi darp ve polisi görevinden men” suçlarından başka bir madde bilmeyen polis, bu çağ dışı maddeleri kullanmayı nereden aldığı talimatla akıl etti? Herhalde tahmin yürütmek zor değil… Peki, neymiş bu suçlar?

 

Yasa Dışı Toplanma:

 

TC’nin aksine, Kıbrıs’ın kuzeyinde “Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Hakkı” (Anayasa Md.32) uyarınca, “önceden izin almaksızın, silahsız ve saldırısız toplanma veya gösteri yürüyüşü yapma” hakkımız vardır. Yani bir gösteri veya eyleme “yasa dışı toplantı” veya “kanunsuz toplantı” denilmesi bu eylemin izinsiz olduğu anlamına gelmez, çünkü zaten izin almak gibi bir yükümlülüğümüz yoktur. “Yasa Dışı Toplantı” Ceza Yasası’nda (Md.70) düzenlenmiş, ve bir toplantının yasa dışı olması için:

      i.         Beş veya daha fazla kişinin bir araya gelmiş olması;

ii.         Suç işleme niyeti veya başka bir ortak amaç bulunması;

iii.         Toplanan kişilerin davranışlardan dolayı, civardaki halkın huzur ve sükunun bozulacağından korkması;

iv.         Civar halkının bu korkusunun makul/mantıklı olması

gerekmektedir.

 

Ayaklanma:

Bir toplantının “ayaklanma” olarak adlandırılabilmesi için,

i.               Öncelikle toplantının “yasa dışı toplantı” niteliğinde olması;

ii.              Genel/kamusal veya özel nitelikteki toplanma amacının gerçekleştirilmeye başlanmış olması;

iii.            Amaç gerçekleştirilirken huzur ve sükunu bozup, halkı dehşet içinde bırakması

gerekmektedir.

Böyle bir toplantı ve gösteriye ayaklanma denilebilir ve toplantıya katılan kişiler de ayaklanmaya katılmış sayılırlar. (Md. 70)

Ceza yasası her iki suçu da “hafif suç” olarak tanımlıyor ve yasa dışı toplanmaya bir yıla kadar, ayaklanmaya ise üç yıla kadar hapis öngörüyor.

Yine ceza yasasına göre, on iki veya daha fazla kişinin ayaklanma için toplandıklarını veya ayaklanmaya hazırlandıklarını gören bir polis müfettişi veya daha yüksek rütbedeki herhangi bir polis “ayaklananların dağılması için duyuru” okunmasını emredebilir. (Md. 73)

“Ayaklanma” suçu ile ilgili devam eden maddeler ise polise tedirgin edici yetkiler veriyor:

Yasaya göre, duyurunun okunmasından makul bir süre geçmesinden sonra “ayaklananların” dağılmaması üzerine polis, eylemcileri dağıtmak veya gözaltına almak için “gereken her şeyi yapabilir ve herhangi bir kişinin direnmesi halinde, direnişi kırmak için makul olan gerekli kuvveti kullanabilir”. Polisin bu şekilde kuvvet kullanması sonucu “herhangi bir kişiye zarar verilmesi veya ölümüne sebep olunması halinde” polis aleyhine herhangi bir tazminat veya ceza davası açılamaz. (Md.74)

Ayrıca, bu duyurunun yapılmasının üzerinden makul bir süre geçtikten sonra hala dağılmayan eylemciler, bu kez ağır bir suç işlemiş olur ve beş yıla kadar hapis cezasına mahkum edilebilirler. (Md. 75)

 

Burada endişe verici iki unsur var. İlk olarak, duyurunun yapılmasından sonra eylemlerine devam eden eylemcilere daha sonra savcılık tarafından “ayaklanma” davası okuması durumunda eylemciler Ağır Ceza’da yargılanabilir ve çok daha uzun süre ceza alabilirler. Daha da önemlisi, polis yapılan bu duyurudan sonra copla kafamızı da kırsa, Meclis önünde şahit olduğumuz gibi bir eylemcinin yoğun bakıma yatırılacak kadar yaralanmasına da sebep olsa, hatta ölüme bile sebebiyet verse, bu maddeye göre bunu yapmaya yetkisi var.

Neyse ki, 1930’lardan kalma kolonyal yasa maddelerine karşılık 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti döneminde onaylanmış olup (39/62), Anayasa Mahkemesi kararında (D. 3/2006) vurgulandığı gibi iç hukukumuzun parçası ve yerel yasaların üstünde olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, polisin halka karşı kullanabileceği şiddetin ölçülerini bu kadar geniş tutmuyor. Sözleşmeye göre, eğer polis eylem yapma özgürlüğünü şiddet kullanarak kısıtlayacaksa, bunun “orantılı” olması gerekiyor; yani eylemciler şiddete başvursa bile polis karşılık olarak eylemcilerin kullandıkları yöntemlerle başa çıkmasına yetecek oranda bir güçten daha fazla güç kullanırsa, devlet sözleşmeyi ihlal etmiş oluyor. Bu da demek oluyor ki yerel yasaya rağmen aslında polisin ayaklanma duyurusundan sonra bir eylemciyi öldürme yetkisinin olmadığını düşünmemiz uygun olur. Ve yine düşünebiliriz ki, “ayaklanma duyurusu” olsun olmasın elinde sopa dahi olmayan eylemcileri copla ve tekmelerle döverek hastanelik etmek, bırakın meşru olmayı yasal bile değil…

BES’e okunan davalarda yargının tavrı halkın adalete güveni açısından önemli olacak. Öte yandan, 19 Temmuz’da olduğu yerde duran eylemcilere saldıran polise bile ceza davası açılmamış ve tazminat davası henüz sonuçlanmamışken, yargının da bizleri devletin şiddetinden ve orantısız güç kullanımından korumasından medet ummak, en iyimserinden naifçe görünüyor… Yine de, madem ki yargılanıyoruz, hukuku tamamen egemenlere teslim etmemeli; yasaları ve hukuku da araç kılarak bu saldırıları geri püskürtmeye, hukuk alanında da kendimize bir mücadele alanı açmaya çalışmalıyız.

 Cemre İpçiler-www.yargilaniyoruz.org

 

 

 
 Share on Facebook Share on Twitter Share on Reddit Share on LinkedIn
No Comments  comments