Facebook Twitter Gplus RSS
magnify
Home Haberler 19 Temmuz KTHY Davası KARAR Metni

19 Temmuz KTHY Davası KARAR Metni

Published on 10/10/2014 in Haberler, Makaleler

Lefkoşa Kaza Mahkemesinde

Dava No: 6601/12

 

Davayı ikame eden: KKTC Başsavcısı.

 

Sanık: 1- Bülent Kurt, Alayköy, Lefkoşa.

2- Mustafa Keleşzade, K. Kaymaklı, Lefkoşa.

3- Mustafa Şevki Yoldaş, Köşklüçiftlik, Lefkoşa.

4- Salih Batak, Surlariçi, Lefkoşa.

5- Ahmet Cenkler, Taşkınköy, Lefkoşa.

6- Nevzat Hami, Kumsal, Lefkoşa.

 

A l e y h i n e

 

İddia Makamı adına Savcı Emine Taşkın

Sanıklar 1,2,3,4,6 hazır tarafından Av. Öncel Polili

Sanık 5 hazır tarafından Av. Kemal Şentürkler adına Av. Hacer Birman

Tarih: 08.09.2014

Saat: 14:00

 

 

KARAR

 

Sanıklar aleyhine ikame edilen ve itham edildikleri davalar şöyledir:

 

Sanık 1’in itham edildiği

1. dava 19/07/2011 tarihinde Lefkoşa’da kanuna aykırı bir fiil ile yani sağ şakağına plastik su şişesi atmak sureti ile Baş Müfettiş Vasfi Arkın’ı darp edip, hakiki bedensel incinmesine sebebiyet vermek;

 

2. dava 19/07/2011 tarihinde Lefkoşa’da, kanuna aykırı bir fiil ile yani plastik su şişesi atmak sureti ile Baş Müfettiş Vasfi Arkın’ı görev ifa etmekte olduğu bir sırada darp etmek;

 

9. dava 19/07/2011 tarihinde Lefkoşa’da, eski Kıbrıs Türk Hava Yolları binasında asılı bulunan “İmamın Ordusuna Geçit Yok Emperyalist Kuşatmayı Red Ediyoruz, Paranı da Memurunu da Paketini de İstemiyoruz” yazılı pankartı indirmeye çalışan polis ekibi içerisinde görevli Baş Müfettiş Vasfi Arkın, Müfettiş Muavini Gökhan Uzun ve Polis Memuru Hüseyin Serkan Giritli’yi görev ifa etmekte oldukları bir sırada kasıtlı olarak görevlerinden men etmek.

 

Sanık 2 ve Sanık 5’in itham edildiği

3. dava 19/07/2011 tarihinde Lefkoşa’da kanuna aykırı bir fiil ile yani sol şakağına plastik su şişesi ve tahta parçaları atmak sureti ile Polis Memuru Hüseyin Serkan Giritli’yi darp edip, hakiki bedensel incinmesine sebebiyet vermek;

 

4. dava 19/07/2011 tarihinde Lefkoşa’da kanuna aykırı bir fiil ile yani sol şakağına plastik su şişesi ve tahta parçaları atmak sureti ile Polis Memuru Hüseyin Serkan Giritli’yi görev ifa etmekte olduğu bir sırada darp etmek;

 

9. dava 19/07/2011 tarihinde Lefkoşa’da, eski Kıbrıs Türk Hava Yolları binasında asılı bulunan “İmamın Ordusuna Geçit Yok Emperyalist Kuşatmayı Red Ediyoruz, Paranı da Memurunu da Paketini de İstemiyoruz” yazılı pankartı indirmeye çalışan polis ekibi içerisinde görevli Baş Müfettiş Vasfi Arkın, Müfettiş Muavini Gökhan Uzun ve Polis Memuru Hüseyin Serkan Giritli’yi görev ifa etmekte oldukları bir sırada kasıtlı olarak görevlerinden men etmek.

 

Sanık 3’ün itham edildiği

5. dava 19/07/2011 tarihinde Lefkoşa’da kanuna aykırı bir fiil ile yani sağ eli ile sol gözüne yumruk vurmak sureti ile Müfettiş Muavini Gökhan Uzun’u darp edip hakiki bedensel incinmesine sebebiyet vermek;

 

6. dava 19/07/2011 tarihinde Lefkoşa’da kanuna aykırı bir fiil ile yani sağ eli ile sol gözüne yumruk vurmak sureti ile Müfettiş Muavini Gökhan Uzun’u görev ifa etmekte olduğu bir sırada darp etmek;

 

9. dava 19/07/2011 tarihinde Lefkoşa’da, eski Kıbrıs Türk Hava Yolları binasında asılı bulunan “İmamın Ordusuna Geçit Yok Emperyalist Kuşatmayı Red Ediyoruz, Paranı da Memurunu da Paketini de İstemiyoruz” yazılı pankartı indirmeye çalışan polis ekibi içerisinde görevli Baş Müfettiş Vasfi Arkın, Müfettiş Muavini Gökhan Uzun ve Polis Memuru Hüseyin Serkan Giritli’yi görev ifa etmekte oldukları bir sırada kasıtlı olarak görevlerinden men etmek.

 

Sanık 4 ve Sanık 6’nın itham edildiği

3. dava 19/07/2011 tarihinde Lefkoşa’da kanuna aykırı bir fiil ile yani sol kulak arkasına plastik su şişesi atmak sureti ile Baş Müfettiş Vasfi Arkın’ı darp edip, hakiki bedensel incinmesine sebebiyet vermek;

 

8. dava 19/07/2011 tarihinde Lefkoşa’da kanuna aykırı bir fiil ile yani sol kulak arkasına plastik su şişesi atmak sureti ile Baş Müfettiş Vasfi Arkın’ı görev ifa etmekte olduğu bir sırada darp etmek.

 

9. dava 19/07/2011 tarihinde Lefkoşa’da, eski Kıbrıs Türk Hava Yolları binasında asılı bulunan “İmamın Ordusuna Geçit Yok Emperyalist Kuşatmayı Red Ediyoruz, Paranı da Memurunu da Paketini de İstemiyoruz” yazılı pankartı indirmeye çalışan polis ekibi içerisinde görevli Baş Müfettiş Vasfi Arkın, Müfettiş Muavini Gökhan Uzun ve Polis Memuru Hüseyin Serkan Giritli’yi görev ifa etmekte oldukları bir sırada kasıtlı olarak görevlerinden men etmek.

 

Sanıklar itham edildikleri davaları kabul etmediklerinden davanın duruşması yapılmış olup, İddia Makamı davaları ispat etmek maksadı ile on beş tanık dinletmiş ve dört adet emare ibraz etmiştir. Müdafaaya çağrılan sanıklar yeminli şahadet verdikten sonra yedi tanık dinletmiş ve dört adet emare ibraz etmişlerdir.

 

Ceza davalarındaki genel prensip uyarınca iddia makamının sanıklar aleyhine getirilen davalardaki suç unsurlarını makul şüpheden ari ispat etme yükümlülüğü vardır.

 

Öncelikle sanıkların itham edildiği suç unsurlarının tespit edilmesi ve suçun unsurlarının İddia Makamının ibraz etmiş olduğu şahadet ve emareler ışığında makul şüpheden ari bir şekilde ispat edilip edilemediğinin incelenmesi gerekmektedir. Bir sanığın suçu işlemediğine dair makul şüphe yaratmak yükümlülüğü müdafaa makamındadır. Sanığın yaratmakla mükellef olduğu makul şüphe ihtimaller dengesinde ispat edilmelidir.

 

Sanıklar Fasıl 154 Ceza Yasası’nın 244(b) maddesine aykırı polis memurlarını darp ve görevden men suçları ile itham edilmiştir. Sanıkların itham edildiği 244(b) maddesinin orijinal İngilizce metni ve Türkçe metni şöyledir:

 

“244. Any person who-

(a)……………………………

(b)assaults, resists, or willfully obstructs any peace officer in the due execution of his duty, or any person acting in aid of such officer; or

(c)……………………………

(d)……………………………

(e)……………………………

is guilty of a misdemeanour and is liable to imprisonment for two years.

 

244. Aşağıdaki suçları işleyen herhangi bir kişi, hafif bir suç işlemiş olur ve iki yıla kadar hapis cezasına çarptırılabilir:-

(a)……………………………

(b) Herhangi bir polis memuruna gerekli görevini yaparken veya polis memuruna yardım etmekte olan herhangi bir kişiye eylemli saldırıda bulunmak, direnmek veya kasten engel olmak; veya

(c)……………………………

(d)……………………………

(e)……………………………

 

Huzurumdaki meselede sanıklar aleyhine ikame edilen madde 244(b) tahtındaki suçlar için iddia makamının makul şüpheden ari ispat etmesi gerekenler sanığın:

 

-görevini yapmakta olan

-bir polis memurunu

-darp ettiği veya direndiği veya kasıtlı olarak engellediğidir.

 

Kısacası sanıkların itham edildikleri işbu davada iddia makamının polis memurunun darp edildiğinin veya görevinden kasıtlı men edildiğinin yanı sıra darp veya görevinden men edilen bu kişinin bir polis memuru olduğunu ve bu polis memurunun o esnada yasal görevini ifa etmekte olduğunu (in the due execution of his duty) makul şüpheden ari ispat etmesi gerekmektedir.

 

Savunma sanıkların şişe, tahta atmak veya yumruk vurmak sureti ile polisleri darp ettiği yönündeki davanın ispat edilemediğini ve polisin barışçıl eylem yapan topluluğa müdahale ederek pankartı almaya çalışırken yasal görev ifa etmediği, sanıkların anayasal gösteri ve ifade özgürlüklerine müdahale edildiği için ortada herhangi bir suç olmadığını ileri sürmüştür.

 

Öncelikle polisi darp ve görevinden men etmek suçuna ilişkin polisin görev ve yetkilerinin, kişilerin toplantı gösteri yürüyüşü hakkı ile ifade özgürlüğü ile ilgili yasal durumu incelemeyi uygun görmekteyim.

 

KKTC Anayasası’nın 32. maddesi, yurttaşların önceden izin almaksızın, silahsız ve saldırısız toplanma veya gösteri yürüyüşü yapma hakkına sahip olduklarını ve bu hakkın, kamu düzenini korumak için yasa ile sınırlandırılabileceğini düzenler. KKTC Anayasası’nın 32. maddesi aynen şöyledir:

 

“Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Hakkı

Madde 32

Yurttaşlar, önceden izin almaksızın, silahsız ve saldırısız toplanma veya gösteri yürüyüşü yapma hakkına sahiptir. Bu hak, kamu düzenini korumak için yasa ile sınırlandırılabilir.”

 

Toplantı ve gösteri yürüyüşü ile ilgili mevzuat, Fasıl 32 Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası’dır. Fasıl 32 madde 4’e göre umumi bir yerde toplantı veya gösteri yürüyüşü düzenlemek veya yapmak istendiğinde, bu hususta Kaymakamlığa, belirlenmiş şekilde bir dilekçe sunulur; böyle bir toplantının veya gösteri yürüyüşünün asayişi olumsuz yönde etkileme olasılığı olmadığına kanaat getirilmesi halinde ise, belirli koşullarda Kaymakam toplantı ve gösteri yürüyüşüne izin verebilir. İzinsiz veya izin şartlarına aykırı olarak yapılan herhangi bir gösteri yürüyüşünün Kaymakamlık tarafından durdurulabileceği veya yürüyüşün dağılmasını emredebileceği Fasıl 32 madde 6’da düzenlenmektedir.

 

KKTC Anayasası’nın 32. maddesi ışığında toplantı ve gösteri yürüyüşleri ile ilgili Fasıl 32’nin toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin izne tabi olduğu ile ilgili kurallarının uygulanması mümkün değildir.

 

Polis, görevini ifa etme noktasında, amirlerinden aldığı emirleri uygulamak, verilen direktiflere uygun hareket etmek mecburiyetindedir. Bu mahkemenin polisi darp ve polisi görevinden men davalarıyla ilgili karar verirken davaya konu pankartın polis tarafından alınması yönündeki kararın ve polisin bu hareketinin yasal olup olmadığını incelemesi ve vereceği karar ışığında polisin gereken görevini ifa etmekte olup olmadığına karar vermesi gerekmektedir.

 

19.07.2011 tarihinde sanıkların da içerisinde bulunduğu Kıbrıs Türk Hava Yolları binası önündeki topluluğun o gün adaya gelen Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın gelişi ile ülkede uygulanan politikaları protesto etmek amacı ile toplandıkları, toplantıya sanıkların da içerisinde bulunduğu yüz elli iki yüz civarı kişi, sendika ve kurum mensuplarının katıldığı ve binanın ön kısmında “İmamın Ordusuna Geçit Yok Emperyalist Kuşatmayı Red Ediyoruz, Paranı da Memurunu da Paketini de İstemiyoruz” yazılı pankartın açıldığı, ortaya çıkan tüm şahadet, iddia ve beyanlardan gösterinin barışçıl, silahsız ve şiddet içerikli olmayan bir gösteri olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim polis tarafından pankartın alınması için harekete geçilene kadarki süreçte KTHY binası önünde yani pankartın açıldığı yerde herhangi bir olayın yaşanmadığı, göstericilerden herhangi birisinin şiddet içerikli bir davranışta bulunmadığı ve topluluğun silahsız olduğu taraflarca kabul edilmektedir ve dolayısıyla 19.07.2011 tarihinde KTHY binası önündeki gösterinin barışçıl bir gösteri olduğu hususunda bulguya varırım.

 

Tüm tanıklar pankartın alınmasına ilişkin polisin harekete geçtiğini ve polisi darp ve men suçlarının bu esnada işlendiği iddiasındadırlar. Keza emare 6 CD görüntülerinden de polisin pankartın önünde duran göstericilere doğru yürümesiyle aralarında ciddi bir arbede yaşandığını ve tüm bu olayların bu andan sonra vukuu bulduğunu göstermektedir. Pankartın alınması için polisin neden harekete geçtiği ve dolayısıyla polisin sanıkların suç işlediğini iddia ettiği esnada gerekli görevini ifa etmekte olup olmadığını bu husustaki şahadet ışığında değerlendirmem uygun olacaktır.

 

İddia makamı tanığı no:1 Polis Müdür Muavini Vasfi Arkın şahadetinde pankartın izinsiz açıldığını ve aldığı emir doğrultusunda indirmek için harekete geçtiklerini, iddia makamı tanığı no:2 Müfettiş Muavini Gökhan Uzun topluluğun kanunsuz olduğunu, pankartın izinsiz açıldığını, pankartta yazılanların suç teşkil ettiğini, toplantı yerinde izinsiz müzik olduğunu, yol kapatıldığını, iddia makamı tanığı no:3 PM Hüseyin Serkan Giritli pankartın Kaymakamlıktan izin alınmadan açıldığı amirleri tarafından söylendikten sonra pankartın indirilmesi hususunda emir aldıklarını ve harekete geçtiklerini, topluluğun izinsiz olduğunu, Lefkoşa Türk Belediyesi reklam bölümü çalışanı iddia makamı tanığı no:10 Şebnem Dereli Özkibar ilgili pankartın asılması için önceden belediyeye müracaat edilmesi ve Belediyeler Yasası tahtında izin alınması gerektiği halde pankartın belediyeden izin alınmaksızın asıldığını, iddia makamı tanığı no:12 Lefkoşa Kaymakamı Kemal Deniz Dana toplantı ve gösteriler için Kaymakamlığın iznine tabii olmadığını sadece Kaymakamlığa dilekçe yapıldığı zaman polise bilgi verdiklerini, dilekçe sunulmadan yapılan gösteri ve yürüyüşlerle ilgili herhangi bir işlem yapmadıklarını söylemiştir.

 

Savunma tarafından tanık çağrılan Mehmet Çakmak, Lefkoşa Türk Belediyesi’nde 35 yıldır çalıştığını ve şu an genel müdür olduğunu, siyasi pankart açılması için izin alınması gerekmediğini, iddia makamı tanığı Şebnem Dereli Özkibar’ın yasal mevzuatı yanlış yorumladığını ve pankartın reklam olmadığını söylemiştir.

 

İddia makamının tanıkları tarafından şahadette özetle yukarıda belirtildiği şekilde topluluğun ve gösterinin izinsiz olması sebebiyle veya gösterinin başka herhangi bir sebepten ötürü kanunsuz olduğunu, pankartın izinsiz açıldığı için gayrı yasal olduğunu, pankartın suç teşkil ettiğini ve bu sebeplerden ötürü müdahale gerektirdiğinin kabul edilmesi yasal mevzuat çerçevesinde mümkün değildir. Bu hususlarda şahadet veren iddia makamı tanıkları no:1, no:2, no:3 ve no:10’un şahadetlerine itibar etmem.

 

Ülkemizde yasal mevzuat olarak kabul edilen ve uygulanan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 11. maddesi tahtında da güvence altına alınan ve anayasal bir hak olan önceden izin almaksızın silahsız ve saldırısız toplanma ve gösteri yürüyüşü yapma hakkına sahip olmanın kamu düzenini korumak amacı ile sınırlandırılabileceği gerçeği ışığında kamu düzeni bakımından polis teşkilatının yetkilerinin neler olduğu önem arz etmektedir.

 

Polis Örgütü’nün yetki ve görevlerini düzenleyen 51/1984 sayılı polis Örgütü Yasası’nın 8. maddesidir. 8. maddenin huzurumdaki meseleye konu fıkraları şöyledir:

 

8. Polis Örgütünün yetki ve görevleri şunlardır:

(1) Devletin iç güvenliğini ve kamu düzenini sağlamak ve korumak;

…………………………………………………………………………………………………………….

(6) Sulh ve sükunu, kamu huzurunu, nizam ve asayişi sağlamak ve korumak;

…………………………………………………………………………………………………………….

(20) Kamu yararının gerektirdiği özel durumlarda, resmi törenlerde ve anma günlerinde, toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde ve yasal her tür toplantıda nizam ve asayişi korumak; suçları önlemek ve ortaya çıkarmak amacıyla, belirli yol, cadde ve sokakları belirli süre veya sürelerle trafiğe kapatmak veya trafiğin yönünü değiştirmek;

 

Yine aynı yasada polisin temel yetki ve görevlerini düzenleyen 85. maddenin ilgili fıkraları şöyledir:

 

85. (1) Emniyet ve asayişi; kamu düzenini ve kamu güvenliğini; kişi, tasarruf ve konut dokunulmazlığını; yurttaşların can, mal ve namusunu korumak ve kamu huzurunu, sulh ve sükunu sağlamak;

(2)  Emniyet ve asayişe; kamu düzenine ve kamu güvenliğine; kişi tasarruf ve konut dokunulmazlığına; yurttaşların can, mal ve ırzına; kamu huzuruna, sulh ve sükuna yönelik saldırıları ve saldırı girişimlerini önlemek ve engellemek; saldırganları ve saldırı girişimcilerini yakalamak ve bunlar hakkında, bu Yasa, Ceza Muhakemeleri Usulü Yasası ve yürürlükteki öteki Yasalarca yapılması gereken işlemleri yapmak;

…………………………………………………………………………………………………………….

(5) Aşağıda öngörülen durumlarda ve belirtilen durumlarda ve belirtilen yerlerde gerekli önlemleri almak:

(a) Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası kapsamına giren toplantı ve yürüyüşlerin düzenini ve güvenliğini bozacak eylem ve davranışları önlemek üzere, toplantı ve yürüyüşün yapıldığı yerde veya yakın çevresinde;

 

İddia makamının on dördüncü tanığı olan ve vekaleten Polis Genel Müdürü mevkiisinde bulunan Pervin Gürler şahadetinde 51/1984 sayılı yasanın 8. maddesinin çeşitli fıkralarında belirtilen yetki ve görevleri çerçevesinde hareket ederek, kendisine karşıt görüşlerde yani Recep Tayyip Erdoğan’ın gelişini destekleyen ve karşılayan bir grubun olduğu ve KTHY binası önünde bulunan pankartın tahrik edici yazılar içermesi sebebiyle olay çıkabileceği yönünde bilgi verilmesi üzerine sulh ve sükunu, kamu düzenini korumak, vatandaşlar arasında çatışmayı engellemek amacı ile pankartın indirilmesi yönünde bir emir verdiğini söylemiştir. Ayni tanık istintakında özetle, karşı grubun olduğu bilgisinin olay mahallinde bulunan Müdür Muavini Ali Adalıer tarafından kendisine verildiğini, kendisine Ali Adalıer’in bu iki grup birbirlerine girecek demesi üzerine emri verdiğini, karşı grubun çok uzak bir yerde olması halinde bu emri vermeyeceğini, karşı grubun kaç kişi olduğunu bilmediğini, pankartın içeriğinin tahrik edici olduğunu ve bu sebeple iki grubun birbirine girmemesi için müdahale emrini verdiğini söylemiştir.

 

Polis Müdürü Ali Adalıer şahadetinde olay günü Polis Genel Müdürü Birinci Yardımcısı Pervin Gürler’den aldığı talimat doğrultusunda hareket ettiğini, bu talimatın Kıbrıs Türk Hava Yolları binası önünde toplanan bir grup tarafından asılan afişin izinsiz olduğunu, kamu düzenini ve sulh ve sükun açısından tehdit oluşturduğunu ve grubun ikaz edilmesine rağmen söz konusu afişi indirmediğini, bölgeye gidip oradaki polis mensupları ile birlikte söz konusu afişi indirmesi yönündeki talimat doğrultusunda hareket ettiğini söylemiştir. Ayni tanık yine şahadetinde o gün Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nın ülkemize ziyareti söz konusu olduğunu ve bu ziyareti protesto edenlerin yanı sıra birçok destekleyen grup ve kişiler olduğunu, pankartın içeriği itibarıyla destekleyen kişiler açısından hoşnut karşılanmayabileceğini ve rahatsızlık yaratabileceğini, bu sebeple kamu düzeninin ve sulh ve sükunun sağlanması açısından tehdit olduğu gerekçesiyle afişi indirmeyi uygun gördüklerini söylemiştir. Tanık Müdür Muavini Ali Adalıer istintakında, dava zabıtlarından görüleceği üzere karşıt grupla ilgili sorgulandığı sırada şöyle demiştir (09.12.2013 tarihli zabıtlar sayfa 5-6):

 

“S. Bu Tayyip Bey’in gelmesini destekleyen gruplar KTHY önünde dava konusu olay olduğu zaman neredeydiler acaba?

C. Bilgim yok.

S. Yani bu durumda bir bilginiz olmadığına göre o kişilerin nerde olduğu konusunda demek ki çok bir sıkıntı yoktu o pankartın inmesiyle ilgili olarak?

C. Ben, Genel Müdürümden aldığım talimatta olabileceğini öğrendim.

S. Peki, madem sizin göreviniz hem anayasal hakları korumak hem sulh ve sükunu da korumaktı ve orda hatırı sayılır bir de polis grubu vardı değil mi en azından 50 kişi?

C. Vardı.

S. O 50 kişilik grup neden bu sanıkların da içinde olduğu grubun önüne geçip Anayasa’da sizin de dediğiniz gibi gösteri ve ifade özgürlüğünü kullanmaları için güvenlik önlemi almadı?

C. Polis mensuplarının oradaki gruba yönelik değildi müdahalesi veya amacı, afişin indirilmesine yönelikti dolayısıyla oradaki grubun anayasal hak ve özgürlüklerinin kısıtlanması veya kısıtlanmaya çalışılması yönünde herhangi bir girişimi olmamıştır polis mensuplarının.

S. Ben size öyle bir şey olduğunu henüz iddia etmedim, ancak diyorum ki sulh ve sükunu bozacaktı çünkü bu afişe yönelik karşı olan gruplar vardı o yüzden indirme gereği duyuldu doğru mu?

C. Doğru.

S. Siz bu şahısların ifade özgürlüğünü korumak için neden bir güvenlik önlemi oluşturmadınız orada, bir önlem almadınız ki karşı gruplar da bir şey yapmasın, 50 kişilik bir polis ekibiydi orada çok rahat yapabilirdiniz onu değil mi?

C. Afişin indirilmesinin daha uygun olacağı değerlendirildi ve o şekilde hareket edildi.”

 

(09.12.2013 tarihli zabıtlar sayfa 12)

“S. Peki yine pankart izinsizdi kamu düzenini engelledi veya engelleyeceğini düşündünüz, neye göreydi bu? Yani kamu düzenini sizce neye göre bozabilirdi?

C. Dediğimiz gibi demin de söylediğim gibi bu protesto edenler olduğu gibi birçok da destekleyen kişi vardı, o gruptaki kişilerin bundan rahatsız olup veya bundan bunu pankartın sıkıntı yarattığını düşünüp da gelip grupla çatışma ihtimali vardı veya birbirlerine laf atma ihtiyaçları vardı ki daha önce de gün içerisinde bu tür olaylar yaşandı o yüzden.

S. Hangi gruptu bu?

C. Destekleyen grupla protesto eden grup arasında.

S. İki farklı grup yani?

C. Evet iki farklı grup.

S. Diğer grupta ordaydı?

C. Yok orda değildi.

S. Peki diğer grup orada değil iseydi demek ki bir sorun olmayacaktı?

C. Ama gelme durumları vardı ki herhalde genel müdürümüz o şekilde bir talimat verdi.

S. Onlar bir topluluk oluşturdu muydu o gün orada?

C. Bilgim yok.

….

S. Peki haber aldınız mı ki onlar da oraya gideceklerdi Kıbrıs Türk Hava Yollarının önüne?

C. Bilmiyorum onu. Genel Müdürümüzün talimatı o şekildeydi ama gidip gitmeyeceğini o yönde onların bilgi alıp almadıklarını bilmiyorum.”

 

Yukarıda özetlenen şahadetten ortaya çıkan husus pankartın polis tarafından alınması için emir veren ilgili dönemdeki Polis Genel Müdürü Birinci Yardımcısı Pervin Gürler ve olay mahallinde bulunan ve bu emrin yerine getirilmesini sağlayan Polis Müdür Muavini Ali Adalıer, pankartın alınmasındaki gayenin pankart üzerindeki yazıların karşıt görüşteki kişileri tahrik ve rahatsız edici olması sebebiyle sulh ve sükun ortamının ve kamu düzeninin bozulması, özetle iki karşıt görüşteki grup arasında istenmeyen olaylar çıkabileceğinden hareketle bu durumu engellemektir.

 

Bir toplantı ve gösteri yürüyüşünü protesto amacıyla karşıt görüşteki kişiler veya gruplar mevcut ise ve iki grup arasında şiddet içerikli hareketlerin meydana gelmesi gibi bir tehlike var ise, yetkililerin ne yapması gerekmektedir?

 

51/1984 sayılı yasanın 8. ve 85. maddeleri tahtında sulh ve sükunu, kamu huzurunu, nizam ve asayişi sağlamak ve korumak, toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde ve yasal her tür toplantıda nizam ve asayişi korumak ve Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası kapsamına giren toplantı ve yürüyüşlerin düzenini ve güvenliğini bozacak eylem ve davranışları önlemek üzere, toplantı ve yürüyüşün yapıldığı yerde veya yakın çevresinde gerekli önlemleri almakla görevli polis örgütünün KTHY önünde toplanan ve anayasal hakları olan gösteri, toplantı yürüyüşü ve ifade özgürlüğü hakkını kullanan sanıkların da içlerinde bulunduğu topluluğun açtığı pankarta, karşıt görüşten kişilerin olması ve olay çıkabileceği ihtimalinden hareketle müdahale etmesi yasal mıdır?

 

Ergin Ergül, Ankara, Yargı Yayınevi, 2003, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Uygulamaları kitabında BARIŞÇIL AMAÇLARLA TOPLANMA HAKKI başlığı altında sayfa 270’de şöyle denmiştir:

 

“Bu hak, bireylerin bir fikir ya da amacı açıklamak için kapalı veya halka açık yerlerde toplantı, gösteri ve yürüyüş vb. gibi, hangi şekil altında olursa olsun, bir araya gelmeleri demektir. Bu madde, devlete aynı zamanda pozitif mükellefiyet de yüklemektedir. Yani devlet, toplantı ve gösteri özgürlüğünün fiilen kullanılmasını sağlamak için gerekli tedbirleri almakla yükümlüdür.

 

Toplantı ve ifade özgürlükleri, birbiriyle çok sıkı bir şekilde bağlantılıdır. Bu nedenle Mahkeme birçok olayda bu iki özgürlüğü birlikte değerlendirmiştir. Toplanma özgürlüğü sadece kapalı yerlerde yapılan sabit toplantıları değil, gösteri ve yürüyüşleri de kapsar.

 

Toplantı ve gösteri özgürlüğü konusunda devletin görevi bunlara karşı hiçbir tavır takınmayarak pasif şekilde seyirci kalmak değil, toplantı ve gösterinin gerçekleşmesi için gereken önlemi almaktır.

Madde sadece barışçıl amaçlarla yapılacak toplantı ve gösterileri korumaktadır. Toplantıyı düzenleyen ve katılanların kamu düzenini bozmaya yönelik şiddet eylemlerine başvurma niyetlerinin anlaşılması halinde, o toplantı ve gösteri barışçıl sayılamaz. Yine bizatihi toplantının konusunun şiddet içermesi ve başkalarının insan haklarını ihlal etmesi halinde bu madde uygulanamaz ve devletin bu gibi durumlarda toplantı ve gösteriyi kısıtlama hakkı vardır.”

 

Ollinger v Austria /76900/01) (2008) 46 EHRR 38 (ECHR) davası Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bu konuda verdiği en yakın tarihli kararlarından birisidir. Başvurucu Avusturya’da Yeşiller Partisinin milletvekili olup, SS Army tarafından öldürülen Yahudilerin anılması amacıyla Salzburg’daki mezarlıkta bir toplantı düzenlemek istemiştir. Bu toplantının düzenlenme mekanı ve saati ayni gün ve yerde şehit SS Army askerlerinin anılma törenine denk gelmiştir. Daha önceki yıllarda şehitleri anan grup ve karşıt görüşteki gruplar arasında çıkan olaylara polisin müdahale etmek zorunda kalmış olması sebebiyle, başvurucu tarafından düzenlenmek istenen toplantı kamu düzenini bozması kuvvetle muhtemel görüldüğünden polis tarafından engellenmiştir. Bu karar ise Avusturya Anayasa Mahkemesi tarafından onaylanmıştır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi oy çokluğu ile başvurucunun lehine karar vermiş ve toplantının engellenmesini sözleşmenin 11. maddesinin ihlali olarak yorumlamıştır. Konu kararın 35-27. paragraflarında mahkeme şöyle demektedir:

 

“As regards the right to freedom of peaceful assembly as guaranteed by Article 11, the Court reiterates that it comprises negative and positive obligations on the part of the Contracting State. On the one hand, the State is compelled to abstain from interfereing with that right, which also extends to a demonstration that may annoy or give offence to persons opposed to the idea sor claims that it is seeking to promote. If every probability of tension and heated exchange between opposing groups during a demonstration was to warrant its prohibition, society would be faced with being deprived of the opportunity of hearing different views. On the other hand, States may be required under Article 11 to take positive measures in order to protect a lawful demonstration against counter-demonstrations.”

 

Yapılan alıntıdan anlaşılacağı üzere sözleşmenin 11. maddesi taraf devlet üzerinde pozitif ve negatif yükümlülükler oluşturur. Bir taraftan, devletin 11. madde tahtındaki hakkı ihlal etmekten kaçınması gerekmektedir ki bu gösterinin karşıt görüşteki kişileri rahatsız etmesi veya incitmesi muhtemel gösteriler için de geçerlidir. Bir gösteri sırasında iki karşıt görüşteki grup arasındaki muhtemel gerginlik ve atışma her zaman gösterinin engellenmesini haklı kılsa idi, toplum farklı görüşleri duymaktan mahrum olurdu. Diğer taraftan, devlet 11. madde tahtında yasal bir gösterinin karşıt göstericilerden korunması için pozitif adımlar atmakla mükelleftir.

 

Yine toplumun başka kesimlerinden zıt görüşlerde olan bireylerin göstericiler tarafından ifade edilen görüşler ve yapılan gösteriden tahrik ve rahatsız olmasının hukuki boyutunu değerlendirmek gerekir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin dernek kurma ve toplantı özgürlükleriyle ilgili olan 11. maddesi, sözleşmenin 10. maddesiyle koruma altına alınmış olan ifade özgürlüğü iç içedir. Nitekim birçok AİHM kararında bu husus belirtilmektedir (bkz Öllinger v Avusturya 76900/01, 29 Haziran 2006 tarihli karar, para 38).

 

Toplantı ve gösteri yürüyüşleri haklarının değerlendirilmesinde AİHM’in göz önünde bulundurduğu ifade özgürlüğü ile alakalı temel prensiplere göre Janowski v Polonya, 25716/94, para 30’da şöyle denmektedir:

 

“Freedom of expression constitutes one of the essential foundations of a democratic society an done of the basic conditions for its progress and for each individual’s self-fulfilment. Subject to paragraph 2, it is applicable not only to “information” or “ideas” that are favourably received or regarded as inoffensive or as a matter of indifference, but also to those that offend, shock or disturb. Such are demands of that pluralism, tolerance and broadmindedness withouth which there is no “democratic society”.

 

“İfade özgürlüğü demokratik bir toplumun en önemli temellerinden birini oluşturur. Bu özgürlük bireylerin şahsiyetini geliştirmesinin ve dolayısıyla demokratik toplumun tekamül etmesinin temel koşuludur. 10. maddenin ikinci paragrafı saklı kalmak koşuluyla, ifade özgürlüğü sadece tarafsız veya saldırgan olmadığı telakki edilen fikir ve bilgileri değil, aynı zamanda toplumu rahatsız eden, endişelendiren veya şok eden ifadeleri de koruma altına alır. Bu koruma demokratik bir toplumun onsuz olmaz koşulları olan çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekliliğidir.”

 

19.07.2011 tarihinde KTHY binası önünde asılan davaya konu pankart sanıkların barışçıl toplantı ve gösteri yürüyüşü yapma ve ifade özgürlüklerinin bir parçasıdır. Polisin yukarıda belirtilen yasal mevzuat çerçevesinde kamu düzenini sağlamak, sulh ve sükunu korumak ve özellikle de toplantı ve gösteri yürüyüşleri sırasında hem gösteriye katılanların, hem de diğer üçüncü şahısların güvenliklerini sağlama yükümlülüğü göz önünde bulundurulduğunda bazı tedbirler alma hakkı olduğunu kabul etmek gerekir. Polis kuvvetinin bu amaçla hareket etmesi yasal olmakla birlikte, kamu düzeni, kamu yararı ile bireyin hak ve hürriyetleri ve birey yararı arasındaki denge, hem hukuk kuralında hem de uygulamada iyi ve eşit kurulmalıdır.

 

Ziya Çağa Tanyar “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadında Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Hakkı” başlıklı makalesinde Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Hakkının kullanılmasında Devletin Pozitif Yükümlülükleri ve “Karşıt Göstericiler” Sorunu başlığı altında şöyle demektedir:

 

“Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna göre: 11. madde tarafından güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkından barışçıl bir gösteri düzenlemek isteyen herkes yararlanabilir. Şiddet eğilimleri olan karşıt göstericilerin varlığıveya yine şiddet eğilimleri olan aşırıların söz konusu gösteri yürüyüşüne katılmak istemeleri bu hakkın ortadan kalkması sonucunu doğurmaz. (…) Dolayısıyla toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı aynı zamanda bu haktan yararlananların karşıt göstericilere karşı korunmaları gereğini de kapsar. Ancak bu koruma sağlanabildiği ölçüde toplantıya katılanlar, üzerinde tartışma olan konulardaki fikirlerini toplantı ve gösteri yürüyüşleri yoluyla ifade etme imkanı bulur ve bu hakkı etkin bir biçimde kullanma imkanına sahip olabilirler.”

…..

Eğer gösteri gruplarından biri şiddet hareketine girişir ise kolluğun bu durumda görevi bu şiddet hareketlerini engelleyip, diğer tarafın barışçıl toplantı yapma hakkını güvence altına almaktır. Bu doğrultuda AİHM’in Djavit An v Türkiye kararında da belirttiği gibi, 11. maddenin amacı esas olarak bireyi kamu otoritelerinin keyfi müdahalelerine karşı korumak olmakla beraber bazı durumlarda toplantı ve gösteri yürüyüşü yapma hakkının etkin bir şekilde kullanılabilmesi için otoritelerin bazı pozitif yükümlülükleri yerine getirmeleri gerekebilir. Toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılanlar karşıt göstericilerin şiddet hareketlerinden çekinmeden bu haklarını kullanabilmelidirler. Aksi halde toplantıya katılanların, üzerinde en çok tartışma olan en çetrefilli konular üzerinde fikirlerini açıklamaktan çekinmeleri sonucu doğabilecektir. Mahkeme’nin OuranioToxo ve diğerleri v Yunanistan kararında da belirttiği gibi, bir demokraside karşıt gösteri yapma hakkı, gösteri yapma hakkını ortadan kaldıracak şekilde kullanılamaz.”

 

Huzurumdaki meselede sanıkların da içlerinde bulunduğu grubun Bedrettin Demirel Caddesi üzerinde KTHY binası önünde toplandıkları ve gerek davaya konu pankartı astıkları ve sair yazıları taşıdıkları, sloganlar attıkları şahadetten ortaya çıkmaktadır. Pankartın indirilmesi emrini verenlerin şahadetine göre karşıt görüşte olan ve pankartta yazanları hoş karşılamayan grubun gösteri yerine gelmesi ve iki grubun çatışma ihtimalini göz önünde bulundurarak tedbir amaçlı pankartın alınması için polis harekete geçmiştir. Ancak yukarıda özetlenen şahadet ışığında bu karşı grubun kaç kişilik bir grup olduğu, pankartın asıldığı esnada nerede oldukları, polisin bu karşı görüşteki grubu nerede tespit ettiği veya pankarta müdahale etmeden önce eğer ki alınmış ise ne gibi tedbirler alındığı şahadette mevcut değildir. Tanık Polis Genel Müdürü Birinci Yardımcısı Pervin Gürler ve Polis Müdür Muavini Ali Adalıer’in karşı grubun mevcudiyeti ve o esnada oluşturduğu tehlike ile ilgili şahadeti birbirini teyit eder nitelikte değildir.

 

Şöyle ki; bu karşı görüşteki grubun varlığı ve olay çıkabileceği ihtimalini iddia makamı tanığı Polis Müdür Muavini Ali Adalıer, Polis Genel Müdürü Birinci Yardımcısı Pervin Gürler’den aldığı bilgi ve talimatla öğrendiğini söylerken, iddia makamı tanığı Polis Genel Müdürü Birinci Yardımcısı Pervin Gürler o esnada olay mahallinde bulunan Müdür Muavini Ali Adalıer’den karşı bir grup olduğu ve tepkili oldukları yönünde aldığı bilgi doğrultusunda, Polis Genel Müdürü’ne konuyu aktardığını ve ondan aldığı görüş doğrultusunda bu emri verdiğini söylemektedir.

 

İddia makamının tanıkları şahadet verirken ayni gün içerisinde başka yerlerde iki karşı grubun bir araya geldiğiyle ilgili bu hususta şahadet vermezken, Müdür Muavini Ali Adalıer istintakı sırasında KTHY önündeki gösteri öncesinde Hamitköy çemberi ve Tofaş ışıklarının olduğu bölgede Recep Tayyip Erdoğan’ın gelişini destekleyen gruplar olduğunu, bunun da polisin bu gibi tedbirleri almaya ittiğini söylemiştir. Ancak iki grup mevcut ise “aralarında herhangi bir olay yaşandı mı? Yaşandıysa neler oldu? Bu grup KTHY önündeki gösteri sırasında sulh ve sükunun bozulmasını muhtemel kılan ciddi bir tehlike oluşturuyor muydu?” sorularının cevabı şahadette mevcut değildir.

 

Polisin müdahale etmesindeki gerekçenin gösteri ve ifade özgürlüğü hakkını kullanan kişilerin can güvenliğini, yani gösteriye katılanların ve sair üçüncü kişilerin güvenliklerini sağlamak, kamu düzenini ve sulh ve sükunu sağlamak ise bunun mahkeme huzurunda yeterli derecede şahadetle desteklenmesi yani mahkemenin de bu hususta ikna edilmesi gerekir.

 

İngiltere istinaf mahkemesinde karara bağlanan Redmont-Bate v Director of Public Prosecutions [2000] H.R.L.R 249 sayfa 253 davası, polisin göstericilere müdahale kararı ve bu husustaki yasal durum açısından huzurumdaki davayla yakinen benzerlik gösteren bir davadır. Konu davanın olguları özetle şu şekildedir: İstinafa başvuran aşırı tutucu dini görüşlere sahip olan sanık ve diğer iki arkadaşı, bir kilisenin merdivenlerinden vaaz vermektedirler. Oradan geçen ve rahatsız olan kişiler tarafından yapılan şikayetler doğrultusunda polis sanık ve arkadaşlarını yoldan geçenleri durdurmamaları konusunda ikaz etmiştir. Polisin bu ikazını dikkate almayan sanık ve arkadaşlarının etrafından kısa bir süre içerisinde yüzlerce kişi toplanmış ve birçoğu sanık ve arkadaşlarına karşı tepki koymaya başlamıştır. Sulh ve sükun ortamının bozulacağından endişelenen polis sanık ve arkadaşlarına vaaz vermeyi durdurmaları için ikazda bulunmuş ancak sanığın devam etmesi üzerine sanığı tutuklamıştır. Sanık alt mahkemede polisi görevinden men suçundan suçlu bulunup mahkum edilmiştir. İstinaf mahkemesinde görüşülen konu polisin sulh ve sükunun bozulabileceğine dair vardığı sonuç ve aldığı önlemin mevcut koşullarda makul olup olmadığıdır.

 

Mahkeme kararında sayfa 259’da şöyle demektedir:

 

“(18)… Police officers in a situation like this have difficult on-the-spot judgments to make. Because they are judgments which impinge directly on important çivil liberties and human rights, the courts must in their turn scrutinise them with care. There is, however, nothing particularly obscure in the law as it now stands and as the Human Rights Act will shorty reinforce it. The question for the PC Tennant was whether there was a threat of violence and if so, from whom it was coming. If there was no real threat, no question of intervention for breach of the peace arose.

If the threat of disorder or violence was coming from passers-by who were taking the opportunity to react so as to cause trouble (like the Salvation Army in Beatty v. Gilbanks), then it was they and not the preachers who should be asked to desist and arrested if they would not.

(20) …. Free speech includes not only the inoffensive but the irritating, the contentious, the eccentric, the heretical, the unwelcome and the provocative provided it does not tend to provoke violence. Freedom only to speak inoffensively is not worth having.

From the condemnation of Socrates to the persecution of modern writers and journalists, our world has seen too many examples of State control of unofficial ideas. A central purpose of the European Convention on Human Rights has been to set close limits to any such assumed power.”

 

Yapılan alıntıdan anlaşılacağı üzere mahkeme kararında polisin bu gibi durumlarda anlık karar vermesi zor bir durumla karşı karşıya olduğunu ancak bu gibi kararların insan hakları ve özgürlüklerini birebir etkilemesinden ötürü mahkemenin görevinin de bu alınan kararı titizlikle incelemesi gerektiğini belirtmiştir. Polisin o an değerlendirmesi gereken husus gerçek bir şiddet tehdidi olup olmadığı ve var ise kimden geldiğidir; eğer ki yoksa müdahaleyi gerektirecek bir durum yoktur.

 

Mahkeme bu davada sonuç olarak sanık ve arkadaşlarının sulh ve sükununu bozma ihtimali olmadığından veya sulh ve sükunun bozulmasında sanığın sorumlu tutulamayacağından, polisin bu gerekçeyle hareket edip sanığı engellemesinin haklı bir tarafı olmadığını ve polisin yasal görevini ifa etmediği sonucuna vararak sanığın aleyhindeki mahkumiyet kararını bozmuştur.

 

19.07.2011 tarihinde KTHY binası çevresinde veya yakınında karşıt görüşte bir grubun var olduğu ve polis tarafından tespit edildiği, bu grubun açılan pankarttan ötürü tahrik olup müdahale edebileceğine dolayısıyla sulh ve sükun ortamının ve kamu düzeninin ciddi ve gerçek tehlike altında olduğuna dair mevcut şahadet ışığında bir bulguya varmam mümkün değildir. Bahse konu karşı grubun KTHY binası önünde gerçekleştirilen gösteri esnasında nerede olduğu, kaç kişi oldukları, ne şekilde müdahale etme durumu olduğu ve dolayısıyla gerçek tehlike oluşturup oluşturmadığına dair yeterli şahadet yoktur.

 

Eğer ki iddia edildiği şekilde o esnada kamu düzenini, sulh ve sükun ortamını bozma ihtimali bulunan karşı grup olduğu varsayılsa bile polisin bu gibi bir durumda ne gibi tedbirler alması gerektiğinin de irdelenmesi gerekir.

 

Yine yukarıda değinmiş olduğum Redmont-Bate v Director of Public Prosecutions [2000] H.R.L.R 249 sayfa 253 davasında şöyle denmektedir:

 

“But a judgment as to the imminance of a breach of the peace does not conclude the constable’s task. The next and critical question for the constable and in turn fort he court, is where the treat is coming from, because it is there that the preventive action must directed. Classic authorithy illustrates the point. Beatty v Gillbanks (1882) 9 QBD 308”

 

“Sulh ortamının bozulması durumunun yakın ihtimal olması polisin görevini tamamlamaz. Polis ve akabinde mahkeme için bir sonraki kritik soru, tehdidin nereden geldiğidir çünkü önlem alıcı tedbir tehdidin geldiği tarafa karşı alınmalıdır.”

 

Huzurumdaki şahadette karşı grubun polis tarafından nerede tespit edildiği, kaç kişi olduğu, müdahaleyi yapması muhtemel karşı grubun şiddete başvurmasını engelleyici nitelikte ne gibi tedbir alındığıyla ilgili hiçbir şahadet yoktur. Müdahale şiddet eğilimi gösteren tarafa karşı yapılmalı ve anayasal haklarını barışçıl bir şekilde kullananların haklarını kısıtlama yoluna gidilmemesi gerekir.

 

Kaldı ki, bazı iddia makamı tanıkları KTHY binası önündeki pankartın alınması için polis harekete geçmeden önce pankartı indirmeleri yönünde ikaz edildiklerini söylese de, bu ikazın kimin tarafından, ne zaman ve ne şekilde yapıldığı müphemdir. İddia makamı tanığı no:2 Müfettiş Muavini Gökhan Uzun şahadetinde Müdür Muavini Ali Adalıer’in pankartın indirilmesi için topluluğa ikazda bulunduğunu söylemekle birlikte, Müdür Muavini Ali Adalıer şahadetinde kendisi olay yerine gitmeden bir ikazda bulunulduğunu ve kendisinin herhangi bir ikazda bulunmadığını söylemektedir. Diğer polis tanıklar ikaz yapıldığını duymadıklarını veya bilmediklerini söylemişlerdir.

 

İddia makamı Sanık no:1’in yeminli şahadetinde kendisine polis memuru Gürsel Gündüzler tarafından pankartı indirmesini söylendiğini dolayısıyla bu da ikaz edildiğini gösterdiğini iddia etmiştir. Sanık No:1’in bu husustaki şahadeti incelendiği zaman sanık no:1 şahadetinde gösteri günü kendisinin KTHY binası üzerine asılan pankartın altında durduğunu PM Gürsel Gündüzler ve iki sivil polisin yanına polisler kalabalığın üzerine yürüdükten sonra geldiğini, o esnada polis ve grup arasında arbede yaşanmakta olduğunu söylemiştir. Sanık bu hususta istintak edilmemiş ve aksine bir iddia öne sürülmemiştir. Dolayısıyla sanık no:1’in yeminli şahadetinde pankartın indirilmesi ile ilgili kendisine yapılan ikazın her halükarda polis müdahalesinden sonra yapıldığı ve o esnada arbede yaşanmakta olduğu dikkate alındığı zaman sanık no:1 ve/veya başka herhangi bir göstericinin polis müdahalesinden önce pankartı indirilmesiyle ilgili herhangi bir polis tarafından ikaz edilmediği hususunda bulguya varırım.

Pankartın indirilmesinde topluluğun kanunsuz olduğu, pankartın olduğu, pankartın içeriğinin tahrik edici olduğu, suç oluşturduğu farklı iddia makamı tarafından müdahaleye gerekçeler olarak ileri sürülmüş olup, esasen emri veren amirlerin şahadetinden karşı görüşteki grubun tahrik olup olay çıkabileceği ihtimaline binaen müdahale edildiği yani iddia makamının on üçüncü ve on dördüncü tanıkları tarafından ileri sürülmüştür.

 

Asılan pankartın içeriğinin tahrik edici ve bazılarını rahatsız edici nitelikte olması yukarıda alıntısı yapılan Janowski v Polonya, 25716/94, para 30 ve Redmont-Bate v Director of Public Prosecutions [2000] H.R.L.R. 249 sayfa 253 davasında belirtilenler ışığında tek başına müdahaleyi yetkili kılmaz. Konu kararda belirtildiği üzere toplantı ve gösteri yapma özgürlükleri belirli bir ölçüde abartmayı, hatta tahrik etmeyi kapsamaktadır. Ayrıca, konu pankartın önceden izin alınmaksızın açıldığı için kanunsuz olduğu yönündeki iddiaları da kabul etmem söz konusu değildir. Gösteri ve yürüyüşlerde açılan pankartlar için önceden herhangi bir kurumdan izin alınması gerektiği iddiasının yasal bir zemini yoktur. Daha önce, belirttiğim üzere de konu pankartın Fasıl 50 ve Belediyeler Yasası kapsamında olmadığından izin alınması gerekmediği hususunda bulguya varırım.

 

Birleştirilmiş Yargıtay Ceza 2-3-4-10-11-12/12 D.5/2014 sayılı kararda Mahkemenin belirttiği üzere polis, yasal mevzuata uygun görev ifa ettiği için, bu görevi sırasında özgürlükleri en az sınırlayan tedbirlere başvurmalıdır. Yine konu Yüksek Mahkeme kararında da belirtildiği üzere polisin görevi sırasında insan haklarına uygun bir şekilde hareket etmemesi veya bir şahsın hakkını ihlal ederek görev yapması durumu ceza davasında müdafaa sebebi olarak ileri sürülebilir.

 

19.07.2011 tarihinde KTHY binası çevresinde bulunan polislerin görevinin kişilerin can güvenliğini, yani gösteriye katılanların ve sair üçüncü kişilerin güvenliklerini sağlamak, kamu düzenin ve sulh ve sükunu sağlamak ve korumak olduğunu kabul ederim. Ancak mevcut şahadet ışığında pankarta müdahalenin gerekçeleri iddia makamı tanıkları tarafından çeşitli sebeplere dayandırılmış olmakla birlikte, o esnada karşı görüşlere sahip ve tepkili bir grubun mevcudiyeti ve bu grubun ne şekilde tehlike arz ettiği ile ilgili şahadet yukarıda izah edilen gerekçelerden ötürü mahkemenin bulguya varması için yeterli olmadığından, polisin sanıklar tarafından darp ve görevinden men edildiğini iddia ettiği noktada ve esnada yani polisin emare 6’da görüldüğü şekilde topluluğa doğru pankartı almak için müdahalede bulunduğu esnada yasal yetki ve görevleri çerçevesinde hareket etmediğine dair bulguya varırım.

 

Karşı görüşteki kişilerin tahrik ve rahatsız olabileceği kabul edilse dahi yukarıda değindiğim içtihat kararları ve özellikle de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi maddeleri kapsamında polisin bu müdahalesini yetkili kılmayacağı sonucuna varırım. Şöyle ki, asılan pankarttan rahatsız olan ve tahrik olanların gayri yasal herhangi bir müdahalesi olma ihtimali sanıkların ve göstericilerin sulh ve sükunu bozma ihtimali olan davranışlarda bulunmaması halinde yasal gösterilerine devam edemeyeceği sonucunu oluşturmaz.

 

Pankartın içeriğinin suç unsuru teşkil ettiği ile ilgili bazı iddia makamı tanıkları iddiada bulunmuş olsa bile, Polis Genel Müdürü Birinci Yardımcısı Pervin Gürler’in şahadetinden de 19.07.2011 tarihinde asılan pankartın suç unsuru içerdiğine dair bir iddiaları olmadıkları açıkça belirtilmektedir. Nitekim gerek huzurdaki sanıklar gerekse başka herhangi bir gösterici aleyhine bu yönde bir dava ikame edilmemiştir.

Son olarak darp iddialarının değerlendirilmesi gerekmektedir. Bir ceza davasında sanıklar aleyhine getirilen davaların iddia makamı tarafından makul şüpheden ari ispat edilmesi gerekir. Sunulan şahadete ne şekilde değer verileceği ise şahadet kuralları ve bu husustaki içtihat kararları doğrultusunda incelenmelidir.

Sanık 1 Baş Müfettiş Vasvi Arkın’ın sağ şakağına plastik su şişesi atmak sureti ile konu şahsı ciddi şekilde darp etmekle itham edilmiştir.

 

Sanıklar 2 ve 5 PM Hüseyin Serkan Giritli’nin sol şakağına plastik su şişesi ve tahta parçaları atmak suretiyle konu şahsı ciddi şekilde darp etmekle itham edilmişlerdir.

Sanık 3 Müfettiş Muavini Gökhan Uzun’un sol gözüne sağ eli ile yumruk vurmak sureti ile ciddi şekilde darp etmekle itham edilmiştir.

 

Sanıklar 4 ve 6 Baş Müfettiş Vasvi Arkın’ın sol kulak arkasına plastik su şişesi atmak sureti ile konu şahsı ciddi şekilde darp etmekle itham edilmişlerdir.

 

Huzurumdaki meselede bir tarafta iddia makamı tarafından tanık olarak dinletilen polis memurlarının iddiaları, diğer tarafta sanıkların yeminli şahadetindeki iddiaları vardır. Bu gibi meselelerde kuşkusuz ki en tarafsız olayı yalın haliyle gösterecek şahadet kamera görüntüleridir. Huzurumda olay tarihi ve mahalline ilişkin görüntüler savunma tarafından ibraz edilen emare 5 ve 6 CD’lerden ibarettir. Bu görüntüleri incelediğim zaman olay mahallinde ve çevresinde yüzlerce kişi olduğu bunların birçoğu gösteriye katılanlar olmakla birlikte kamera ve fotoğraf görüntüsü alan kişilerin de bulunduğu görülmektedir. Bu görüntülerin mevcudiyeti birçok iddia makamı tanığı tarafından da kabul edilmekle birlikte meselenin tahkikat memuru hiçbir görüntüyü incelememiş ve emare almamıştır. Darp iddialarına ilişkin iddia makamının mahkemede dinlettiği on beş tanığın on ikisi polistir, bunun dışındaki tanıklar doktor, kaymakam ve belediye çalışanıdır ki bu kişiler görgü tanığı değil teknik tanıklardır.

 

Geçmiş içtihatlarda söylendiği gibi (bkz Ceza/İstinaf 31/71 ve Yargıtay Ceza 27/99 D2./200) polisin şahadeti yalnız başına Mahkemelerce temkinli kabul edilmelidir. R v Mentesh 14 CLR 232 sayfa 244’de şunlar yer almaktdır:

“Courts here should exercise the greates caution before acting upon the evidence of members of the Police Force, where it is unsupported by independent testimony and particularly in cases of serious crime sought to be proven by circumstantial evidence.”

 

Huzurumdaki meselede polislerin müşteki olduğu da dikkate alındığında bu ilkenin daha da sıkı bir şekilde uygulanması gerektiği kanaatindeyim.

 

Sunulan emare 1, emare 2 ve emare 3 doktor raporlarını ve tanık on bir Sabiha Gökçen Kurşunoğlu’nun mahkeme huzurundaki şahadetini sair polis tanık ifadeleri ile birlikte değerlendirdim.

 

Emare 3 doktor raporu ve tanığın PM Hüseyin Serkan Giritli’nin muayenesiyle ilgili verdiği şahadetten herhangi bir şişlik, kesi, hematom olmadığı, şikayeti üzerine çekilen kafa tomografisinde bir bulguya rastlanmadığı ve kişinin ayni gün taburcu edilmesinin uygun görüldüğü yönündedir. PM Hüseyin Serkan Giritli şahadetinde binanın sol tarafından tarla içerisinde bulunan kişiler tarafından bulunduğu tarafa taş, su şişesi ve tahta parçaları atıldığını, atanları görmediğini, sol şakağına sert bir cisim vurduğunu, önüne baktığında kendisine vuran cismin pet şişe olduğunu gördüğünü, başına aldığı darbe ile yere düştüğünü, polis arkadaşları tarafından acile götürüldüğünü ve acil doktorunun bir iki gün orada kalması gerektiğini kendisine söylediğini belirtmiştir. Bu tanık yine polis arkadaşlarından Ali diye birisinin ve iki arkadaşının daha kendisini acile götürdüğünü söylemiştir. Ancak bu kişiler mahkeme huzurunda şahadet vermemiştir. Sanık No:2 ve No:5’in PM Hüseyin Serkan Giritli’ye tahta ve pet şişe attığını gördüğünü söyleyenler iddia makamı tanığı no:6 PM Şerif Avcıl ve No:9 PM İbrahim Akansel’dir. Her iki tanık da şahadetinde taştan bahsetmemekte ve sanıklar 2 ve 5’in KTHY binasının tam önünde kalabalığın olduğu yerden tahta ve pet şişeleri attığını söylemişlerdir. PM Hüseyin Serkan Giritli sol şakağına vuran cismin pet şişe olduğunu gördüğünü, tanık:9 İbrahim Akansel ise şahadetinde ve istintakında Hüseyin Serkan Giritli’nin sol şakağına vuran cismin tahta parçası olduğunu gördüğünü söylemiştir. Gerek pet şişe ve tahta parçalarının nereden atıldığı, gerekse tanık No:3’e vuran cismin ne olduğuna dair sunulan şahadet tenakuzlar içermektedir ve bu tenakuzlar ışığında birbirini teyit eder nitelikte olduğunu söylemek mümkün değildir. Yine yaralanmasıyla ilgili yukarıda özetlediğim şahadetten tanık No:3’ün verdiği şahadet iddia makamı tanığı No: 11 Dr. Sabiha Gökçen Kurşunoğlu’nun şahadeti ile bağdaşmadığı görülmektedir.

 

Sanık No:3 tarafından darp edildiği iddia edilen Tanık No:2 Gökhan Uzun şahadetinde, pankartı almaya gidenler arasında olduğunu, pankarta ulaştığında bayrakla, el ve ayak ve şişelerle darp edildiğini, o esnada sol gözüne şiddetli bir yumruk geldiğini, kimin vurduğunu görmediğini, sanık 3’ün elinde yüzük olduğu için gözünün altında çizik olduğunu söylemiştir. Tanık No:11 Dr. Sabiha Gökçen Kurşunoğlu muayene bulgularını sol göz altı yüzeysel çizik ve sol burun kanadında yüzeysel kızarıklık olarak izah etmiştir. Bu tanık istintakında gözde morluk, şişlik veya kanlanma olmadığını tespit ettiğini, bu bulgularının ise yumruk izi olamayacağını söylemiştir. Sanık no:3’ün Tanık no:2’ye vurduğunu gördüğünü söyleyen tanıklar no:6 ve no:7 PM Şerif Avcıl ve PÇ Ercan Atasay’dır. Tanıkların tümü o esnada yan yana olduklarını ve sanık no:3’ün karşıdan tanık 2’ye yumruk attığını söylemekte ancak tanık 2 kendisine yumruk atanı görmediğini söylemektedir. Yani Sanık No:3’ün yumruk attığını söyleyen yalnızca tutuklamayı yapan polislerdir. Yaralanma ile ilgili olarak Tanık No:6 PM Şerif Avcıl Gökhan Uzun’un gözünden kanlar aktığını gördüğünü söylemektedir. Bu tanığı acil serviste gören tanık No:11’in yukarıda özetlenen şahadeti ile bu husus bağdaşmamaktadır.

 

Tanık No:1 Baş Müfettiş Vasvi Arkın’ın sanıklar 4 ve 6 tarafından plastik su şişesi atılmak sureti ile darp edildiğine ilişkin şahadeti incelediğim zaman, Tanık No:1 şahadetinde pankartı indirmeye gittiği esnada sol kulak arkasına ve sağ şakağına iki ayrı pet şişe vurduğunu, bu pet şişeleri kimin attığını görmediğini bu yöndeki ifadesini tahkikat memuruna verdiğini ve şişeleri atanların sanık No:1 No: 4 ve No: 6 olduğunu tahkikat memurundan öğrendiğini söylemiştir. Tanık No:1’e sanıklar No:1, 4 ve 6 tarafından şişe atıldığını söyleyen tanıklar iddia makamının dördüncü tanığı PM Okan Özkoçak ve sekizinci tanığı PÇ Gürsel Gündüzler’dir. PM Okan Özkoçak Vasvi Arkın’a bir adet şişe isabet ettiğini gördüğünü ve hangi sanığın attığını görmediğini, sanıklar 4 ve 6’nın her ikisinin de şişe attığını gördüğünü, PÇ Gürsel Gündüzler ile birlikte sanık 4’ü tutuklayıp tutuklu aracına sevk ettiklerini, bu esnada arkadan gelen sanık 6’ya PÇ Gürsel Gündüzler’in ihtarda bulunduğunu ve akabinde onu da tutukladıklarını söylemektedir. PÇ Gürsel Gündüzler Vasvi Arkın’a şişe atan iki kişi gördüğünü bu kişilerin isimlerini bilmediğini, sonradan öğrendiğini, ikisinin de tutuklandığını, ancak sanıklardan hangisini şişe atarken gördüğünü hatırlamadığını, Vasvi Arkın’ın kendisi ve PM Okan Özkoçak’ın yanında olduğunu söylemiştir.

Sanık No:1’in elindeki pet şişeyi attığı ve Tanık No:1’i sağ şakağından darp ettiğine dair tek şahadet tanık No:5 Tolga Ateşli’nin şahadetidir. Bu hususu teyit eder nitelikte ne başka bir tanık ifadesi ne de emare 2 raporda bir bulgu mevcut değildir.

 

Polisin pankartı almak için müdahale geçtiği esnada emare 6 görüntülerden de açıkça görüldüğü üzere kalabalık eylemci topluluğu ve polis mensupları arasında bir itiş kakış ve arbede yaşanmıştır. Bu arbede ve itiş kakış sırasında muhakkak ki her tarafın da birbirlerine yakın teması olmuştur. Sanıkları darp suçundan mahkum edebilmem için hangi sanığın kimi ne şekilde darp ettiğine dair makul şüpheden ari ispat edildiğine dair bir bulguya varabilmem elzemdir. İddia Makamı tanıkları No:1 ve No:2 ile ilgili emare 1 ve emare 2 doktor raporları olmakla birlikte, gerek yaralanmanın ne şekilde oluşmuş olabileceğine dair gerekse bu tanıkların sanıklar tarafından darp edildiğine dair teyit edici nitelikte değildir.

 

İddia makamının on beşinci tanığı meselenin tahkikat memuru PM Erkan Yavuz’un tahkikat aşamasında yaptığı işler ve tespitler incelenmelidir. Tahkikat memurunun şahadetinden anlaşıldığı üzere bu meselede darp edildiğini iddia eden polisler ve tutuklamaları yapan polislerden tanık ifadesi almış, müşteki polislerin doktor raporlarını temin emiş ve Lefkoşa Türk Belediyesi çalışanı tanık 10 ve tanık 12’den izinlerle ilgili tanık ifadesi temin etmiştir. Bu tanığın ifadesine göre sanıkların tümü 19.07.2011 tarihinde suçüstü hali gereği tutuklanıp Lefkoşa Polis Müdürlüğüne getirilmişler ve takriben yirmi saat tutuklu kalmışlardır. Tanık, sanıkların tümünü 20.07.2011’de yazılı dava tebliğlerini yaptıktan sonra serbest bıraktıklarını söylemiştir.

 

Tahkikat memurunun mahkemeye Emare 4 olarak ibraz ettiği sanıklara yapılan yazılı dava tebliğlerini incelediğim zaman buradaki davaların sanıkların itham edildikleri davalardan oldukça farklı olduğunu görmekteyim. Yapılan yazılı dava tebliğlerinde sanıklar Baş Müfettiş Vasvi Arkın, Müdür Muavini Gökhan Uzun, PM Hüseyin Serkan Giritli ve PM Darbaz Kalkanlı’nın vücutlarının çeşitli yerlerine elleri ve ayakları ile vurmak sureti ile darp etmek ve görevden men etmekle itham edilmişlerdir. Tahkikat memuru yazılı dava tebliğlerini herhangi bir tanık ifadesi almadan yaptığını kabul etmektedir. Yani buradan çıkan sonuç tahkikat memurunun sanıkların tutuklu kaldıkları 20 saatlik sürede müşteki konumundaki darp edildiği iddia edilen ve tutuklamayı yapan polislerden ifade almaksızın sanıklara yazılı dava tebliğinde bulunduğudur ve yazılı dava tebliğlerindeki ithamları neye göre hazırladığı konusunda net bir şahadet vermemiştir. Özellikle de olay tarihinde olay mahallinde dahi bulunmayan PM Darbaz Kalkanlı’nın darp ve görevinden men edildiğine dair sanıklara dava okunmuştur ki bunu neye göre yaptığı anlaşılabilir değildir.

 

Tahkikat memuru yine meseleyle ilgili herhangi bir emare alma girişiminde bulunmamıştır. Davaya konu olan gösteri de eylemcilerin KTHY’nin batması ile ilgili olduğunu ileri sürmektedir, bu konuda araştırma yapmadığını ifade etmektedir. Yine diğer dikkat çeken bir husus bu mesele indirilmesi için müdahalede bulunan pankartta yazanlardır. Gerek sanıkların itham edildikleri dokuzuncu davanın suçun tafsilatında, gerekse tahkikat memuru dahil tüm şahadette pankartta “İmamın Ordusuna Geçit Yok, Emperyalist Kuşatmayı Reddediyoruz, Paranı da, Memurunu da, Paketini de İstemiyoruz” yazdığı iddia edilmekle birlikte, emare 6 görüntülerde açıkça pankartta “Emperyalist Kuşatmayı Reddediyoruz, Paranı da Memurunu da Paketini de İstemiyoruz” yazdığı görülmektedir. Pankartın içeriği ile ilgili bu husus mahkeme huzurunda tartışılmamış olmakla birlikte ve yine huzurumdaki davanın suç unsurları açısından etken olmasa dahi tanık on beşin tahkikatı ne şekilde yaptığı ve güvenilirliği ile ilgili dikkate alınması gereken bir husustur.

 

Tüm bu hususların yani tahkikattaki hata ve eksiklikleri, darp ile ilgili şahadetin tamamen ve yalnızca polis tanıkların şahadetine dayandığı, tahkikat memurunun da bu hususta başka teyit edici nitelikte şahadet toplamadığı ve mahkeme huzurunda yukarıda izah ettiğim gerekçelerle şair şahadetle teyit edilmediği de dikkate alındığı zaman ceza davalarında aranan makul şüpheden ari ispat yükümlülüğünün ciddi darp ithamlarında yerine getirilmediği kanaatine varırım.

 

Yukarıda değindiğim yasal mevzuat çerçevesinde incelediğim huzurumdaki tüm şahadet ışığında 19.07.2011 tarihinde KTHY binası önünde anayasal toplantı ve gösteri özgürlüğü ve ifade özgürlüğü haklarını kullanan sanıkların da içerisinde bulunduğu topluluğun astığı pankartı almak için hareket eden polisin darp ve görevinden men edildiğini iddia ettiği esnada yasal görev ve yetkileri kapsamında hareket etmediği hususunda bulguya varırım. Bir diğer deyişle iddia makamı tarafından Fasıl 154 Ceza Yasası’nın 244(b) maddesi tahtında sanıkları polisi darp ve görevinden men suçlarından mahkum edebilmek için polislerin darp ve görevden men edildikleri noktada, suçun “polisin gerekli görevini ifa ettiği” (in due execution of police duty) unsurunu makul şüpheden ari bir şekilde ispat edemediğinden sanıkların itham oldukları polisi görevden men ve darp davalarından beraat etmelerine karar verilir.

 

Keza sanıklar aleyhine ikame edilen ciddi darp davalarında suç unsurları makul şüpheden ari ispat edilmediğinden sanıkların aleyhlerine ikame edilen Fasıl 155 madde 243 tahtındaki davalardan da beraat etmelerine karar verilir.

 

Son olarak, sanıklar avukatı hitabında sanıkların mahkeme tarafından beraat ettirilmesi halinde sanıklar lehine dava masraflarının ödenmesi için emir verilmesini talep etmiştir. Serian yargılama yapılan bir ceza davasında beraat eden sanıkla ilgili mahkemenin masraf emri vermesi Fasıl 155 Ceza usul Yasasının 169. maddesinde düzenlenmektedir. Konu yasa maddesi şöyledir:

 

“169. If in a summary trial the accused is acquitted the Court may order any person by whom in its opinion the charge was preffered, or any person whom it may consider responsible for having procured the same to pay the accused his costs.”

 

“169. Mahkeme, bir seri yargılamada sanığın beraat ettirilmesi halinde, kanısınca davayı açan veya açılmasından sorumlu gördüğü herhangi bir kişinin sanığın masraflarını ödemesini emredebilir.”

 

Konu madde tahtında ceza davasında beraat eden her sanık lehine otomatik masraf emri verilmesi söz konusu değildir. Mahkemenin konu madde tahtında takdir yetkisini kullanırken dikkate alması gereken hususlar vardır. Bunlar Loizou and Pikis, Criminal Procedure in Practice, 1975 sayfa 216’da şöyle ifade edilmektedir:

 

“In every case the Court must examine the purpose for which the prosecution was brought, the evidence on which it was based and the reasons behind the acquittal of the accused.”

 

“Mahkeme her meselede davanın neden ikame edildiğini, davanın dayandığı şahadeti ve sanığın beraatının gerekçelerini değerlendirmelidir.”

 

Huzurumdaki davada sanıklar aleyhine ikame edilen davaların niteliği, sunulan şahadet ve deliller ve sanıkları beraat ettirmemdeki yukarıda izah edilen esas gerekçeleri dikkate alarak sanıklar lehine masraf ödenmesi hususunda emir verilmesi uygun ve adil görülmez. Dolayısıyla sanıklar avukatının bu yöndeki talebi reddedilir.

 

Hale Ahmetraşit

Yargıç

 

 

 

 

 
 Share on Facebook Share on Twitter Share on Reddit Share on LinkedIn
No Comments  comments